SONBAHARDA SOĞANLI ÇİÇEK EKİMİ

Sonbaharda soğuk havaların başlamasıyla yaz mevsiminin bitimi size hüzün verebilir. Ancak tam da bu mevsimde çiçek severlerin kaçırmaması gereken çok önemli bir işi var. O da soğanlı çiçeklerin ekimi. Sonbaharda ekecek olduğunuz çiçek soğanları bir sonraki sene  ilk bahar kapıyı aralarken bahçenizi veya balkonunuzu şenlendirecek ve rengarenk çiçeklerle evinizi güzelleştirecektir.

Bu güzel çiçeklerin soğanlarını sonbaharda ekmemizin sebebi soğanların soğuk havaya duyduğu ihtiyaçtır. Soğuk hava çiçek soğanının yaprak vermesini ve çiçek açmasını engelleyecek, böylece soğanın  içinde daha fazla enerji depolamasını sağlayacaktır. Soğutma işleminden geçen çiçek soğanları daha güçlü olacağından havalar ısınmaya başlayınca çok daha güçlü ve canlı çiçekler vereceklerdir. Eğer soğutma işlemini es geçerseniz çiçekleriniz muhtemelen sadece yaprak verecek ancak çiçek açmak için gerekli enerjiyi bulamayacaklardır.

Şimdi bu güzel çiçek soğanlarını nasıl ve ne zaman ekmemiz gerektiğine bir bakalım.

Sonbahar ortasında Ekim – Aralık ayları arası çiçek soğanlarınızı dikmek için en uygun zamandır. İlk don olayları gerçekleşmeden 6-8 hafta öncesi en ideal zamandır.

Eğer Antalya veya Mersin gibi sıcak bir iklimde yaşıyorsanız elbette yine dondan önce olması şartıyla soğanlarınızı biraz daha geç ekebilirsiniz. Bu arada aldığınız çiçek soğanlarınızı ekene kadar kağıt bir poşetin içinde buzdolabında saklayabilirsiniz. Bu işlem ihtiyaç duydukları soğutma işleminin bir kısmını karşılayacaktır. Ancak buzdolabında bekletme işlemini yaparken aynı dolapta meyve (özellikle de elma) bulundurmamaya dikkat edin. Buzdolabında saklanan meyveler Ethylen gazı salgılar ve bu gaz da çiçek soğanınızı olumsuz etkileyebilir. Zaten budolabında bekletme işini de 1 aydan fazla süre ile yapmamınız öneriyoruz.

Herneyse… Diyelim havalar yavaş yavaş soğudu ve çiçek soğanlarınızı ekmeye hazırsınız… Eğer bahçeniz varsa ve soğanlarınızı bahçeye ekecekseniz toprağın drenajının mutlaka çok iyi olmasına dikkat edin. Eğer bahçeniz yoksa soğanlarınızı saksıya da ekebilirsiniz. Ancak yine mutlaka drenaja çok çok önem verin. Soğanlı bitkiler sürekli nemli ve ıslak kalmaktan nefret ederler ve çürürler. Bahçeye ekecekseniz çok iyi güneş gören bir yer tercih edin. Ancak bahçenize de ekim yaparken şunu mutlaka göz önünde bulundurun: Muhtemelen soğanlı çiçekleriniz açmaya başladığında bahçenizdeki diğer ağaçlar henüz yapraklanmamış olacaktır. O yüzden güneşi hesaplarken yapraklı ağaçların sağladığı gölgeli alanları da kullanabilirsiniz çünkü çiçekleriniz açmaya başladığında muhtemelen güneş görüyor olacaklardır.  Saksılarda olanlar için zaten söyleyecek fazla bi şey yok. Güneşli bir yere koyun o kadar.

Toprak hazırlama işine gelince…Önce bahçenizin toprağını kürek ve çapa yardımıyla iyice havalandırın. Eğer mümkünse ekim yapacağınız alanda taze toprak kullanın ve toprak karışımını da hazırlarken arasına biraz perlit ve organik solucan gübresi karıştırın. Solucan gübresi soğanlarıızı besleyecek ve çok daha büyük ve güçlü çiçekler açmalarını sağlayacaktır. Toprağı havalandırıken çıkan taşlardan ve diğer kalıntılardan toprağınızı arındırın.

Çiçek soğanınızı ekerken cinsine göre derinlik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurun. Öreneğin, çoğu laleler soğan büyüklüğünün iki katı kadar derine gömülmelidirler. Çiğdem soğanları gibi küçük  soğanlar ise soğan büyüklüğünün bir katı kadar derine gömülmelidir.  Ekim yapacağınız yeri ayarladıktan ve istenilen derinlikte çukurlar kazdıktan sonra soğanlarınızı sivri uçları yukarı gelecek şekilde toprağa yerleştirin. Daha sonra soğanın üzerini toprak ile kapatın ancak kapattığınız toprağı elinizle veya herhangi başka bir alet ile sıkıştırmayın. Toprak havalı ve hafif kalsın. Kök büyümesini teşfik etmek için sulayın. Eğer sonbaharda bol yağmur alan bir bölgede yaşıyorsanız ilk sulamadan sonra tekrar sulamanıza gerek yok.

Aynı dikimi saksıya da yapabilirsiniz ancak saksıya dikim yaptığınızda dikkat etmeniz gereken husus ilk sulamadan sonra saksınızı yağmurun ve karın ulaşamayacağı bir yere koymanız olacaktır. Aksi taktirde drenajı iyi olsa bile saksıdaki toprak gereğinden fazla nemli kalacaktır ve soğanın çürümesine yol açacaktır. Dikim yaptığınız saksıyı sadece çok hafif nemli kalacak şekilde arada bir sulamanız yeterli olacaktır.

Çiçek soğanlarını ekerken tasarım yeteneğinizi de konuşturmanızı öneririz. Tek başına diktiğiniz bir lale pek etkileyici olmayacaktır. Ancak aynı anda açan birkaç lale çok daha görkemli bir görünüm yaratacaktır. Bunun yanında uzun ve kısa bitkileri boy sırasına göre ekebilirsiniz. Örneğin  büyük yuvarlak bir saksıyı baz alacak olursak boyu uzun olan lale, İris veya nergizleri ortaya toplayıp boyu daha kısa olan sümbül, çiğdem veya frezya gibi çiçekleri yanlara ekebilirsiniz.

Saksı veya bahçe tasarımlarınızı yaparken özellikle diktiğiniz lalelerin erken mi, orta mı yoksa geç mi açan türler olduğuna dikkat edin. Hepsinin aynı anda açıp dolgun bir görünüm vermesi için çiçek açma zamanlarınnı da aynı olması gerekir. Bu yüzden çiçek açma zamanı aynı olan farklı laleler kullanmak estetik açıdan çok daha mantıklı olacaktır.

İlk bahar gelip de çiçekleriniz açtıktan sonra bu güzel çiçeklerin tadını çıkarmak size kalacaktır. Çiçekleriniz açıp ömürlerini tamamladıktan sonra sadece çiçekleri diplerinden kesip bitkiden uzaklaştırın. Yaprakları ise kendi kendilerine sararıp tamamen kuruduktan sonra kesebilirsiniz. Soğanlar bir sonraki sezon için ihtiyaç duydukları enerjiyi yapraklardan alacaktır. Buna müsade etmek için sraran yaprakları kesmeyin. Ancak ömrü biten çiçeği kesin ki tohum yapmak için boşuna enerji harcanmasın.

Çiçek soğanı ekmenin en güzel taraflarından biri soğanlarınızın her yıl yeniden çoğalarak açacak olmasıdır. Dolayısıyla bir kere dikim yaptığınızda bu güzelliklerin keyfini yıllarca sürebilirsiniz. Siz de şimdi daha kış bile gelmeden İlk bahar için sabırsızlanmıyor musunuz?



ATATÜRK ÇİÇEĞİ (Poinsettia) BAKIMI

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: poinsettia-poisoning.jpg

Kış yavaş yavaş kendini göstermeye başlarken kuşkusuz kış bitkileri daha fazla ilgimizi çeker oldu. Canlı kırmızı rengiyle yılbaşlarını çağrıştıran Poinsettia, yani Atatürk çiçeği de kuşkusuz kış sezonunun popüler çiçeklerinden biri. Çiçekçilerden alıp eve getirdiğinizde kırmızı yapraklarıyla evinize neşe katan bu bitkinin kaprisi kırmızı yapraklarını döküp sıra yeniden kırmızı yapraklar vermeye gelince başlıyor.

Attatürk çiçeğinin kırmızı taç yaprakları çoğu zaman çiçek olarak algılansa da aslında bitkinin çiçekleri değil,  renk değiştirmiş taç yapraklarıdır. Bu bitkinin çiçekleri genelde küçük ve sarı olur. Sadece kısa bir süre için açarlar, sonra da dökülürler.  Bu bitkiyi çoğu bitki sever için cazip kılan şey ise canlı, kıpkırmızı taç yapraklaıdır. Yaprakları, bu küçücük sarı çiçeklerin polenlerini yaymak için böceklerin ilgisini çekmek için kızarır.  Bu kırmızı yapraklar kızardıktan ortalama 4-6 hafta sonra sarı çiçekler dökülünce görevini tamamlar ve dökülürler.

Genel bakım kuralı olarak aydınlık ve iyi ışık alan yerleri severler. Günde en az 8 saat iyi ışık alan bir yerde durması çok iyi olacaktır.  Kalorifer gibi suni sıcaklık yayan aleterden uzak durmaları daha iyi olacaktır. Nemli havayı severler ve kış ayları boyunca yapraklarına su püskürtülmesi daha canlı ve sağlıklı bir bitki elde etmenize sebep olacaktır. Sulaması toprağı tamamen kuruduğunda bolca yapılıp sakı altındaki drenaj deliklerinden fazla suyun çıkıp saksı tabağını boşaltılması şeklinde olmalıdır.  

Buraya kadar bakımı oldukça basit olan Atatürk çiçeğinin zorluğu dökülen kırmızı yaprakların yerine yenilerinin gelip yeniden kırmızı yapraklarının çıkmasını istediğimizde başlıyor.

Atatürk çiçeğinin yapraklarının yeniden kızarmasını nasıl sağlarız?

Atatürk çiçeği ile ilgili olarak en tat kaçırıcı şey çiçeklenme dönemi sona erdiğinde bitkinin sadece kırmızı yapraklarını değil,  neredeyse tüm yapraklarını dökmesidir. Sakın bitkiniz öldü sanmayın! Bitkiniz sadece dinlenme sürecine girdi ve şimdi budamak için çok doğru bir zaman. Yaprakları dökülen bitki saplarını 5-10 cm arası bir boyda kalacak şekilde budayın ve rutin bitki bakımınıza devam edin. Çıplak ve ölü görünen bir bitkiye bakmak elbette pek keyifli değil ancak emeklerinize değecektir.

Bitkinizi bu şekilde bir yıl kadar hayatta tuttuktan sonra sıra yeniden yaprakların kızarmasına geldi. Bu işlem biraz meşakkatli olsa bile inanın sonuca değecektir.

İlk yapmanız gereken bitknizi gece boyunca 14 saat kadar karanlık ve hiç ışık almayan bir odaya hapsetmek. Bu işleme başladıktan yaklaşık olarak 8 hafta sonra bitkinizin yaprakları kızarmaya başlayacaktır. O yüzden zamanlamanızı iyi yapın. Eğer kırmızı yapraklı Ataürk Çiçeğiniz yılbaşı dönemine hazır olsun isterseniz unutmayın ki 8 hafta önce hazırlıklara başlamalısınız.

Gündüz vakti bitkinizin hala aydınlık bir yere ihtiyacı olacaktır ancak gece boyunca 14 saat zifiri karanlıkta kalmalıdır. Ufak bir gece lambası ışığı bile işinizi bozacaktır. Tamamen karanlık bir odanız yoksa bitkinizi geceleri çok kullanmadığınız bir dolaba da kapatabilirsiniz. Unutmayın! Amaç bitkiyi gece süresince 14 saat zifiri karanlık bir ortamda tutmak. Yaklaşık 4 hafta içinde bitkinizin kızarmaya başladığını farkedeceksiniz. Tamamen kıpkırmızı yapraklar için bu işleme 4 hafta daha devam edin.

Bitkinizin kızarması için bir başka gereksinimi de yüksek nem oranı. Bitkinizi gece boyunca kapatacağınız karanlık ortama bitknin hemen yanına denk gelecek şekilde bir kase su bırakın.  Su buharlaşıp bitkinize gerek duyduğu nemi sağlayacaktır.

Umarız siz de bu sene Atatürk çiçeğiniz öldü sanıp onu çöpe atmaz ve gelecek yılda da yukarıdaki adımları takip ederek bu eşsiz bitkinizin eşsiz güzelliğinden yeniden faydalanırsınız.



SONBAHARIN YILDIZI SIKLAMEN BAKIMI

Havalar yavaş yavaş serinlemeye başlarken muhteşem Sıklamen çiçekleri de boy göstermeye başladı. Sonbaharın habercisi bu çiçeklerin bakımı biraz meşakkatli. Bakım hataları yüzünden çokça ölüme terkedilen bu bitkilerin sezonluk olduğu düşünülse de aslında çok yıllık bitkilerdir. Doğru bakımla bu güzel çiçeklere uzun yıllar boyunca evinizde bakabilirsiniz. İşte size birkaç bakım önerisi.

Sıklamen bakımında dikkat edilecek en önemli husus sıcaklıktır. Doğada serin ve nemli yerlerde yetişen bu çiçeklere evde de benzer koşullar sağlanmalıdır. Evinizin sıcaklığı gündüz 20, gece ise 10 dereceden fazlaysa bitkiniz büyük olasılıkla ölecektir.  Fazla yüksek sıcaklıklar bitkinizin yapraklarının yavaş yavaş sararmasına ve hızlıca ölmesine sebep olacaktır. Ancak aynı zamanda bitkinizin bulunduğu ortam da asla 4 derecenin altına düşmemelidir.

Sulama da Sıklamen bakımında çok önemlidir.  Bu bitkilerin bakımını meşakkatli kılan başlıca unsurlardan biri de hem fazla sulamaya, hem de az sulamaya karşı oldukça hassas olmalarıdır. Öncelikle saksınızın dibinde mutlaka drenaj deliklerinin olmasına dikkat edin. Bitkinizi toprağı sadece tamamen kuruyken sulayın ve sulama yaparken saplara ve yapraklara su değdirmemeye özen gösterin. Bitkinizi iyice sulayın ve fazla suyun drenaj deliklerinden akıp gitmesini bekleyin. Daha sonra mutlaka saksı tabağında biriken suyu boşaltın. Aksi takdirde kök çürümesine yol açabilirsiniz.  Bitkinizi ayda bir kereden fazla gübrelememeye dikkat edin. Sıklamen bitkisi fazla gübrelenmeye karşı hassastır ve fazla gübrelenirse çiçek açmasını durduracaktır.

Çiçek açtıktan sonraki bakımı

Zaman içinde bitkiniz çiçeklerini dökecek ve döngüsünü tamamlayacaktır. Çiçek açmayı tamamlayıp çiçeklerini döktükten sonra bitkiniz dinlenme evresine geçecektir. Dinlenme evresine geçiş çoğu zaman bitkinin ölürken gösterdiği belirtiler ile çok benzerdir ve bu yüzden çoğu siklamen sahibi bitkisi öldü sanıp ondan umudu keser. Yaprakları sararır,  dökülür ve bitkiniz kısmen kurumaya başlar.

Ancak merak etmeyin! Bitkiniz ölmüyor. Sadece dinlenme evresine geçiyor. Bu aşamada sulamayı kesip bitkinizi karanlık ve serin bir yere kaldırın. En az 2 ay dinlenmesine izin verin. İki, üç ay kadar sonra bitkinizi yeniden aydınlık bir yere alıp sulamaya başlayabilirsiniz. Kısa süre içinde yeniden çiçeklendiğini göreceksiniz. Umarız siz de doğru bakımla bu güzel bitkinin yıllar boyunca evinizi güzelleştirmesini sağlayabilirsiniz.



SÜKÜLENTLERİNİZ NEDEN ÖLÜYOR?

Kaktüs cinsi olan Sükülentler son yılların en popüler bitkileri arasında yer almaktadır. “Bakımı kolay” diye geçen bu bitkiler aslında çoğu zaman bakıcılarına sorunlu anlar yaşatmaktadır. Çiçekçilerden alıp eve getirdiğiniz son derece gösterişli sükülentlerinizin zaman içinde ya çürüdüğünü, ya da kuruyup gittiği oldu mu? “Yeteri kadar sulamamak” ve “Aşırı sulamak” arasındaki ince çizgi sükülenterinizin hazin sonunun nedeni olabilir. Peki, nasıl sağlıklı, yıllar boyunca yaşayan, hatta çiçek açan sükülentler yetiştireceğiz? Yazımıza bir göz atın!

Aşırı sulama

Sükülentlerin diğer bitkiler gibi düzenli sulanmaya ihtiyacı yoktur.  Kaktüs cinsi olan sükülentler suyun fazlasını kalın ve etli yaprak veya gövdelerinde depolar ve uzun süreler boyunca susuz kalsalar bile depoladıkları suyu kullanarak hayatta kalabilirler. Sükülentlerinizi ektiğiniz toprağın geçirgenlik seviyesi yüksek olmalıdır. Bunun için kum oranı yüksek topraklar tercih etmelisiniz. Eğer “kumlu toprağı şimdi nereden bulayım canım” derseniz normal bitki toprağına küçük çakıl taşları karıştırarak geçirgenliği yüksek bir toprak elde edebilirsiniz. Sükülentinizin toprağı asla tamamen ıslak ve çamur kıvamında olmamalı ama aynı zamanda da nemli olmalıdır. Bu dengeyi bulmak çoğu zaman çok zor olduğundan sükülentlerinizi fıs fıs ile sulamanızı tavsiye ederiz. Böylece toprak sadece nemlenecek ama asla aşırı ıslak olmayacaktır. (2 fıs yeterli)

Saksı fazla küçük

Fark ettiniz mi bilmiyoruz ama çoğu yerde satılan sükülentler genellikle minicik saksıların içinde satılır. Mini saksılar ilk etapta göze çok şirin görünebilir ama aslında sükülentleriniz için oldukça zararlıdırlar. Kaktüs cinsi bitkiler olsalar bile sükülentlerin de bir kök sistemi vardır ve bu köklerin de büyümek için yeterli alana ihtiyacı vardır. Sükülentnizi ekeceğiniz saksının derinliği köklerin iki katı kadar derin olmalıdır. Böylece bitkiniz sağlıklı bir kök sistemi geliştirebilecek yeterli alana sahip olacaktır. Saksınızın drenaj delikleri yok

Saksınızın drenaj delikleri yok

Çoğu zaman sükülentlerin drenaj delikleri bulunmayan saksılara ekildiğini görüyoruz. Eminiz ki şık, tasarım seramik sasılar içindeki sükülentler oldukça estetik görünecektir, ancak bu da aynı şekilde sükülentleriniz için riskli bir durumdur. Aşırı su sükülentlerinizin en büyük düşmanıdır. Bu yüzden eğer bu bitkilerin bakımı hakkında fazla deneyime sahip değilseniz ilk etapta drenaj delikleri olan saksıları tercih etmelisiniz. Eğer “Yok ben illa bu deliksiz saksıya ekeceğim” derseniz, saksının dibine drenajı sağlaması için mutlaka irili ufaklı çakıl taşları koyun. Toprağın altında kalan bu katman belli bir ölçüde dahi olsa fazla su için drenaj görevi görecektir.

Sükülentleriniz üşüyor

Evet, yanlış duymadınız! Sükülentler sıcak iklim kuşaklarına ait bitkiler olduğundan havanın sıcaklığı onlar için oldukça önemlidir. Dolayısıyla özellikle kış aylarında soğuk bir pencere kenarında durmak tatlarını kaçıracaktır.  Sükülentlerinizi yıl boyunca sıcak olan bir yere yerleştirin ve mümkün olduğunca yerlerini değiştirmemeye çalışın. Özellikle kaktüs cinsi bitkiler yer değişikliğinden hiç hoşlanmazlar.

Boyu fazla uzayan sükülentler

Güneşe olan düşkünlüklerinden dolayı sükületler karanlık yerlere koyulduklarında daha fazla güneş ışığına kavuşmak hayaliyle genellikle boy uzatırlar. Bu da dolu dolu bir görüntü yerine ince ve cılız bir görüntüye yol açar. Bu sorunu çözmenin birinci kuralı sükülentleirnizi daha aydınlık ve bol güneş ışığı alan bir yere koymaktır. Maalesef boyu uzamış sükülentlerin boyunu kısaltamazsınız ama uzun boyundan kesikler alarak çoğaltma yoluna gidebilirsiniz.

Bitkinizin dibinde sararmış yapraklar ve panikliyorsunuz

Çoğu sükülent sahibin yaptığı hatalardan biri de bitkinin dibinde sararmış yapraklar gördüğünde susuz kalmış olabileceği endişesiyle daha fazla sulamaktır. YAPMAYIN!  Her bitkide olduğu gibi sükülentler de ömrünü tamamlayan eski yapraklarını dökerler. Bu son derece sağlıklı olmakla birlikte herhangi bir problemin göstergesi değildir. Sükülentlerinizde böyle bir şey gördüğünüzde hiçbir şey yapmayın ve kendi haline bırakın.

Problemin ne olduğunu anlayamıyor,  çözüm üretemiyorsunuz

Daha önce de sayısız defa sözünü ettiğimiz gibi, sükülent bakımında yapılan bir numaralı hata aşırı sulamadır. Peki, aşırı sulama yaptığımızı nasıl anlayacağız?

-Diplerde görülen yaprak sararmaları normalken bitkinin üst tarafında yeni yapraklarda görünen sararmalar genellikle aşırı sulamanın habercisidir.

-Normalde sert olan yapraklar dokunduğunuzda yumuşamışsa

-Elinizi değdirdiğiniz anda yapraklar dökülüyorsa

-Yaprakların üzerinde ve bitkinin sapında siyah lekeler görüyorsanız muhtemelen aşırı sulama problemi ile karşı karşıyasınız demektir.

İyi haber şu ki, aşırı sulama yüzünden problem yaşayan sükülentleri kurtarmanın yolu var! İlk etapta yapmanız gereken şey aşırı sulamadan etkilenmiş yaprakları ayıklamaktır. Sararmış yaprakları kesin ve bitkinizi çürümeye yüz tutmuş yapraklarından ayıklayın. Elinizde kalan sağlam kısmını eğer hala sağlam kökler varsa bir gün süre boyunca toprağın dışında tutun ki iyice kurusun. Ertesi gün sükülentinizi kuru toprağa ekin ve sadece fıs fıs ile sulayın. Eğer şansınız yaver giderse sükülentiniz birkaç gün içinde kendine gelecektir.

Yazının başında da bahsettiğimiz gibi, sükülentler son derece estetik ve popüler bitkilerdir. Umarız bu yazımız sizin de hayallerinizdeki gibi muhteşem yapılı ve görkemli sükülentler yetiştirmenize yardımcı olur. Bol yeşilli günler diliyorum.





BİTKİ ÇOĞALTMA TEKNİKLERİ

Bitkilerle dekore edilmiş yemyeşil mekanlara bakıp özendiğiniz oldu mu? Muhtemelen bu kadar bitkiyi alabilmek için küçük bir servet harcamışlar diye düşünüyor olabilirsiniz. Ancak çoğu bitkiyi kendiniz hiç para harcamadan çoğaltabilir ve kendi mini ormanınızı yaratabilirsiniz. Bu yazımızda bitki çoğaltma ile ilgili çoğu yerde bulamayacağınız bir kaç ipucu öğreneceksiniz.

Suda köklendirme

Suda köklendirme en kolay yöntemlerden biridir ve yeni başlayanlar için çok idealdir. Bunun için ihtiyacınız olan tek şey bir kap su ve köklendirmek istediğiniz bitki. Sarmaşık ve sarkıcı tür olan bitkileri köklendirmek için en uygun ve kolay yöntemlerden biridir. Pothos sarmaşığı, Telgraf çiçeği (Tradescantia) , Kurdele çiçeği (Chlorophytum comosum) , Dua çiçeği (Maranta leuconeura) gibi bitkiler suda kolayca köklenir.

İlk yapmanız gereken köklendirmek istediğiniz bitkiden bir dal kesmektir. Dalı keserken dikkat etmeniz gereken şey boğumu olan bir dal kesmektir. Dalın boğumlu olan kısmını suda tuttuğunuzda kökler bu boğumlardan büyümeye başlayacaktır. Resme bakarak dal boğumu diyerek ne kastettiğimizi anlayabilirsiniz.  Dal üzerinde gördüğünüz çıkıntı dal boğumudur.

Dalı 45 derecelik açıyla kesmeniz gerekmektedir. Böylece suyla temas edecek alanı büyütür ve daha kolay köklenmesini sağlarsınız.

Son olarak kestiğiniz dalı tercihen içme suyu ile doldurduğunuz cam bir kaba koyup aydınlık, ancak direk güneş ışığı almayan bir yere yerleştirin. Daha sonra da köklenmesini bekleyin. Normal koşullarda bitkiniz 2 ile 3 hafta sonra köklenmeye başlayacaktır. Köklendirdiğiniz bitkiyi toprağa ekmeden önce köklerin iyice büyüdüğünden emin olun. Yoksa toprakta tutunmaları ve hayatta kalmaları zorlaşacaktır.

Bu noktada suda köklendirme işlemini hızlandırmak için bir kaç püf noktası vermek istiyoruz:

Köklendirme yapacağınız saksı renkli cam olursa bitkiniz daha hızlı köklenecektir. Bu yöntemle bitkinin boğumu nispeten daha karanlık bir yerde olacak ve toprak altındaki karanlığı taklit eden kabın içinde daha hızlı kök verecektir. Ancak bu noktada suyun dışında kalan kısmının aydındınlık bir pencere önünde olmasına dikkat edin. Yaprakların mutlaka ışık görmesi gereklidir.

Suda köklendirme yaparken mutlaka içme suyu kullanın. (İmkanınız varsa yağmur suyu en iyi tercih olacaktır.) Musluk suyunda bulunan klor ve kimyasallar bitkiyi negatif etkileyecek ve köklenme oranını oldukça düşürecektir.

Köklendirme yaptığınız suyun temiz olmasına dikkat etmelisiniz. Kap içindeki su zamanla buharlaşıp azalacaktır. Bu durumda suyu tamamen değiştirmek yerine kaba su eklemelisiniz. Suyu tamamen değiştirirseniz bitkinizin köklenme süresiniz uzatmış olursunuz.

Bir başka püf noktası ise aspirin. Köklendirme yapmak istediğiniz suya bir adet aspirini koyup eritirseniz köklenmenin daha hızlı gerçekleştiğini göreceksiniz.

Kestiğiniz dal fazla yapraklıysa suya girecek olan sapa yakın yaprakları kesin. Böylece bitkiniz aynı anda hem kök yapımına hem de bir sürü yaprak bakımına aynı anda enerji harcamayacak ve enerjisinin çoğunu kök oluşumuna harcayabilecek.

Ben bu işi biraz daha profesyonel bir seviyeye taşımak istiyorum derseniz ziraat ürünleri satan yerlerde bulabileceğiniz köklendirme hormonu çok işinize yarayacaktır. Genellikle toz halinde satılan köklendirme hormonundan bir çay kaşığı kadar miktarı köklendirme yapacağınız suya ekleyin ve iyice karıştırın. Bu yöntemle hata yapma oranınız neredeyse sıfıra inecektir.

Suda köklendirmeyi tamamladıktan sonra bitkinizi toprağa ekmeden önce dikkatli olmalısınız. Köklerin iyice geliştiğinden emin olun ve ekim yapacak olduğunuz toprağı önceden iyice ıslatın. Tamamen sulu bir ortamdan nispeten daha kuru bir ortama geçecek olan bitkiniz ilk etapta afallayacaktır. Onun için toprağı neredeyse balçık kıvamına gelene kadar ıslatın ve ekimi ondan sonra yapın.

Köklendirip toprağa ektiğiniz bitkiniz muhtemelen ilk ay yeni yaprak vermeyecek ve gözle görünür şekilde büyümeyecektir. Sakın ümitsizliğe kapılmayın! Toprağın altında neler oluyor neler! Bitkiniz dikimi yapıldıktan sonraki haftalarda işi gücü bırakıp tüm enerjisini yeni kök büyütmek için harcayacaktır. Bitkilerin ilk önceliği toprağa tutunmak ve topraktan gerekli mineralleri alamaya yetecek bir kök sistemi oluşturmaktır. Bu işlem tamamlandıktan sonra bitkiniz gözle görünür şekilde büyümeye ve yeni yapraklar vermeye başlayacaktır.

Suda köklendirdiğiniz bitkinizi toprağa ekmeden önce izlenebilecek bir başka yöntem ise “toprağa alıştırma”. Bu yöntemle suda yeni köklendirdiğiniz bitkiniz hala suyun içindeyken her hafta kaba bir çorba kaşığı kadar toprak ekliyorsunuz. Bu yöntemle bitkiniz sudan çıkmış balığa dönmeyecek ve topraklı ortama kendini yavaş yavaş alıştıracaktır. Bu işlemi 3 hafta kadar sürdürdükten sonra bitkinizi gönül rahatlığıyla toprağa aktarabilirsniz. Bitkiniz toprağa çok daha kolay adapte olacak ve çok daha az strese girecektir.

Toprakta köklendirme

Bitkileriniz çoğaltmak için kullanabileceğiniz bir başka yöntem ise toprakta köklendirmedir. Suda köklendirme yöntemine nazaran biraz daha çetrefilli olan bu yöntemle de başarıyı yakalayabilirsiniz.

Toprakta köklendirme yapmak için önce toprağınızı ve saksınızı hazırlamanız gereklidir. Mutlaka altında drenaj delikleri olan bir saksı tercih edin. Daha sonra ekim yapacağınız toprağı hazırlayın.  Çoğu süpermarkette bile bulabileceğiniz çiçek toprağı ile zirai ürünler satan yerlerden alabileceğiniz perliti karıştırın. Köklendirme yapmak için hazırlayacağınız karışımın yarısı perlit, yarısı toprak olursa başarı oranınız artacaktır.  Daha sonra hazırladığınız toprağı saksıya doldurun ve toprağı içme suyu veya yağmur suyuyla balçık kıvamına gelene kadar ıslatın. Suyun fazlasının alttaki drenaj deliklerinden akıp gitmesini bekleyin.

Daha sonra toprağa parmağınızla derin bir delik açın ve bitkinizin dalını toprağa ekip dik durmasını sağlamak için gerekirse bir çubuk ile destekleyin. Bu aşamada toprağa girecek sap kısmında yaprak olmaması önemli. Bunun için sap kısmındaki yaprakları nazikçe kesip temizleyin. Toprakta köklendirme yaparken fazla yaprakları kesmek oldukça önemlidir. Köklendirme yapacak olduğunuz bitkinin üzerinde en fazla 2 yaprak kalana dek yaprakları temizleyin ve sapın fazla uzun olmamasına dikkat edin. Bunu yapmamızın nedeni bitkiye enerji tasarrufu ettirmeye çalışmamız. Bitkinizin ne kadar çok yaprağı olursa o kadar çok enerjiye ihtiyaç duyacaktır. Bu yüzden fazla yaprakları kesip bitkinizin enerjisini kök oluşturmaya harcamasına yardımcı oluyoruz.

Ekim yaptığınız saksıyı aydınlık ancak direk güneş ışığı almayan bir pencere önüne koyun. Direk gelecek olan güneş ışığı zaten o an için yeteri kadar beslenemeyen yaprakların yanmasına sebep olacaktır. Toprağı sürekli nemli tutmalısınız çünkü kökler oluşana kadar bitkiniz en kaprisli ve narin günlerini yaşayacak.

Toprakta köklendirmenin suda köklendirmeden farkı toprağın altında ne olup bittiğini göremiyor oluşunuz. Dolayısıyla bitkinizin köklenip köklenmediğini ancak yeni yaprak vermeye başladığında anlayabilirsiniz. Toprakta köklendirmenin başarı oranını arttırmak için köklendirme hormonu alıp sulama suyuna yukarıda belittiğimiz oranlarla karıştırıp verebilirsiniz. Bu yöntem başarı oranınızı arttıracaktır.

Umarız siz de en kısa zamanda yukarıda anlattığımız yöntemleri kullanarak ve küçük bir servet harcamadan hayalinizdeki yemyeşil yaşam alanlarına kavuşursunuz. Hepinize bol yeşilli ve bitkili günler.



BİTKİME NE SIKLIKLA SU VERMELİYİM?

Bitki bakımı konusunda profesyönel olanlar bilir ki yukarıdaki soru yanıtlaması oldukça zor ve çetrefilli bir sorudur. Ancak bu soruyu soran çoğu amatör bitki bakıcısı sadece basit bir cevap ister. En doğru cevap: “Bitkiniz ne zaman suya ihtiyaç duyarsa” olup en kötü cevap da “Haftada bir” dir.

Eğer bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen bitki sulamayı neyin bu kadar komplike hale getirdiğini merak ediyorsunuzdur. İzninizle size bitki sulamak konusunda bazı püf noktalarından bahsedelim.

Bitkiler aldıkları ışık sayesinde hayatta kalırlar ancak fotosentez yapmak için aynı zamanda da suya ihtiyaç duyarlar. Haliyle bitkiniz ne kadar ışık alıyorsa o kadar suya ihtiyaç duyacaktır. Aynı zamanda yaşadığınız bölgeye ve mevsime bağlı olarak günlerin uzunluğu da bitkilerinizin günde kaç saat ışık aldığıyla doğru orantılıdır.

Hava sıcaklığı yüksek olduğunda suyun buharlaşma oranı ve diğer kimyasal reaksyonlar daha hızlı gerçekleşecektir. Dolayısıyla hava sıcaklığı ne kadar yüksek olursa suyun buharlaşma nedeni ile kaybı da o kadar yüksek olacaktır. Buharlaşma sadece toprak yüzeyinden değil, aynı zamanda bitkinin yapraklarından da gerçekleşir, ki bunun adı “Transpirasyon”dur.

Nem, buharlaşma ve transpirasyon oranını büyük ölçüde etkiler. Nem ile buharlaşma ters orantıdadır ve nem oranı yükseldikçe buharlaşma oranı da düşecektir. Nem yüksek olsa da transpirasyon hala devam edecektir, çünkü yaprakların gözenekleri,  ki bunlara da “Stomata” denir, her daim açık kalır. Tam sırası gelmişken söyleyelim: Bu yüzden belli aralıklarla bitkilerinizin yapraklarının tozunu almanız onlar için hayati önem taşır. Toz ve kir zerrecikleriyle kapanan gözenekler bitkinizin transpirasyon yapmasını engeller bu da bitkiniz için özellikle sıcak havalarda çok önemlidir.

Saksı toprağının bileşenleri ve aynı zamanda kullanılan saksının fiziki yapısı da sulama açısından göz önünde bulundurulması gerekenlerdendir. Saksı toprakları genellikle farklı kimyasalların karışımından elde edilir. Bu kimyasalların oranları bitkinizin türüne göre değişkenlik göstermelidir. Örneğin, nemli toprak seven bitkilerde su tutma oranı daha yüksek olan torf miktarı yüksek olan topraklar daha iyi sonuç verirken kaktüs türlerinde suyun drenajına daha fazla izin veren kumlu topraklar  tercih edilmelidir.

Tüm bunlara ek olarak saksınızın fiziksel yapısı ve drenaj deliklerinin olup olmaması da hayati önem taşır. Drenaj delikleri olan saksılar fazla gelen suyu dışarı akıtacağından bitkinizin kökleri çürüme tehlikesi ile karşı karşıya kalmayacaktir. Ancak saksı tabağının dibinde biriken su yine bir tehdit unsurudur ve her sulamadan sonra tabakta biriken fazla su dökülmelidir. Yoksa bitkinizin toprağı ihtiyacı olmadığı halde drenaj deliklerinden yine su almaya devam edecek ve yine kök çürümesine yol açacaktir.

Saksınızın büyüklüğü de bitkinizi ne sıklıkta sulamanız gerektiğiyle doğru orantılıdır. Bitkinizin saksısı küçükse buharlaşma ve su kullanımı daha hızlı olacak, bitkinizi susuz bırakacaktır.

Bitkinizin türü de iş sulamaya gelince göz önünde bulundurmanız gereken faktörlerden biridir. Her bitkinin su abzorbe etme ve su atma yolları farklıdır. Bitkinizi iyi tanımalı, doğal habitatında var olan koşulları başarılı bir şekilde imite etmeye çalışmalısınız.

Kısacası bitki sulaması “haftada bir” kuralına sıkıştırılamayacak kadar çetrefilli ve hassas bir konudur. Her başarılı bitki bakıcısının yapması gereken bitkisinin huyunu bilip ihtiyaçlarını karşılamak  ve yeri gelince ise kaprislerini ona göre idare etmeyi başarmaktır.

Bitkim evlenince çok değişti!

Satın aldığınız bitkiler kısa sürede ölüyor mu? Bitkileriniz bir daha asla ilk aldığınız günkü kadar sağlıklı olmuyor mu? O zaman bu yazımız tam da size göre.

Sera veya çiçekçide muhteşem, yemyeşil yapraklı, kanlı canlı bir bitki gördünüz. İlk bakışta aşk! Hemen satın alıp, satıcının verdiği birkaç bakım talimatını da dinleyip evinize getirdiniz. İlk başta herşey harikaydı. Bitkiniz yeni evinde capcanlı, tüm ihtişamıyla boy gösteriyor. Sonra bitkinize bir haller olmaya başlıyor. Önce yemyeşil yaprakları sarkmaya başlıyor, sonra o yapraklarda sararmalar başlıyor, “Aman! Neler oluyor?” derken bir bir mis kokulu çiçeklerini döküyor. Derken haftalar geçiyor ve bitkiniz gitgide daha kötü görünmeye başlıyor ve sonunda o eski halinden eser kalmayıp ölüyor. Siz de kendinize “Ay ben bakamıyorum, hep öldürüyorum bitkileri” diyerek kendinizi bitki bakamayan biri ilan ediyorsunuz. Ve bu kısa hikaye de burada bitiyor.

Hikayenin aslı şu: sera ve çiçekçiçlerde bitkiler mümkün olan en elverişli ortamlarda büyütülüp muhafaza ediliyor. Satıldıklarında ve evinize geldiklerinde kendilerini birdenbire bambaşka bir ortamda buluyorlar. Üstelik de onlar için çok zorlu olan ortamlarda. Bu da bitkileri strese sokuyor ve bir anda kendilerini bu zorlu ortamlara adapte etmek için olmadık yollara başvuruyorlar. Bu şu demek:

Sera ve çiçekçiler ışık söz konusu olunca bitkiler için mükemmel ortamlar oluştururlar. Sadece bir pencereden değil, dört bir yandan ışık alırlar ve o yemyeşil canlı yapraklarını beslemek için yeteri kadar fotosentez yapabilirler. Bir anda bitkiniz için “karanlık” sayılabilecek evinize girdiğinde eskisi kadar çok fotosentez yapamaz ve o  kadar çok yaprağı besleyebilecek enerjiyi üretememeye başlar. Bunun sonucunda da çareyi yaprak ve çiçek dökmekte arar.

Çoğu bitki bakan insanın doğru bildiği yanlışa dayanarak “Haftada bir sulanır”.  Oysaki bitkiniz şimdi daha az fotosentez yapıyordur ve bu yüzden toprağı daha uzun süre nemli kalıyordur. Gereğinden fazla sulama sonucu kökleri çürüyor ve fazla sulamaya dayalı olan hastalıklara yakalanıyordur. Çoğu bitki bakıcısı malesef fazla sulamaya ile ilgili olan problemleri nasıl çözeceklerini bilemediğinden zavallı bitkiniz çaresizce bocalamaya devam eder.

Bitkiniz onu koyduğunuz yere bağlı olarak şekil ve form değiştirmeye başlıyordur. Eskiden sık ve dolgun görünen boyu şimdi daha seyrek ve cılız görünmeye başlamıştır. Bitkiniz çaresizce ışığa doğru uzamaya çalışıyor ve daha fazla ışık alabilmek i.in estetik görünümünden ödün vermeye başlar.

Bitkiniz yeteri kadar ışık alabilse bile toprağı zamanla o kadar çok sıkışır ve havasız kalır ki kökleri boğulmaya başlar. Bunun sonucunda da bitkiniz yine panikleyip çareyi yaprak dökmekte arar.

Bütün bu yazılanları okuduktan sonra bitki bakmanın sanıldığından daha zor olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak yukarıda sözü geçen her problemin pratik çözümleri var ve yaşam alanınızı kolaylıkla bitkilerin eşsiz cazibesiyle güzelleştirebilirsiniz.

*Daha fazla bilgi almak için bitki atölyelerimize katılabilir veya danışmanlık hizmeti için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Mutlu bitkiler için olmazsa olmaz

Bitkilerle ilgileniyorsanız olmazsa olmaz listesine girecek bu bilgileri mutlaka okumalısınız. Genel bir bakışla mutlu bitkiler yetiştirmek için yapmanız gerekenler yazımızda.

Su: Bitkilerinize verdiğiniz suyun miktarı kadar kalitesi de çok önemlidir. Genel kural saksıda bulunan toprağın her tarafının eşit düzeyde nemlendirilmesidir. Bitkinizi suladıktan sonra toprağı çok ıslak kalmamalı. Bu dengeyi kurmak için en basit yöntem alt kısmında drenaj delikleri olan saksıları tercih etmeniz. Böylece sulama yaptığınızda fazla gelen su saksının altındaki deliklerden süzülüp gidecektir. Gereğinden fazla sulumu ev bitkilerinin ölme sebeplerinin başında gelir. “Haftada bir sulama” kuralını unutun. Her bitkinin su ihtiyacı farklıdır ve sulama sıklığınızı baktığınız türe göre ayarlamanız gerekir. Kullandığınız suyun ise mümkünse yağmur suyu veya içme suyu olması gerekir. Musluk suyu ile sulanan bitkilerde suyun içinde bulunan kimyasallar ve klor yüzünden yapraklarında sararma olacak, hatta çiçek açma olasılığı da düşecektir.

Işık: Doğru sulama kuralından sonra dikkat edilmesi en önemli kurallardan biri de ışıktır. Direk alınan güneş ışığı çoğu zaman bitkilerde yanmaya yol açar. Bu yüzden tül perde arkasından süzülerek alınan güneş ışığı veya direk gelmeyen güneş ışığı bitkileriniz için idealdir. Ancak bu asla bitkinizi karanlıkta tutabilirsiniz anlamına gelmemektedir. Aşırı sulamanın bitkilerinin ölümüne sebep olan faktörlerden biri de bitkinin yeteri kadar ışık alamamasına bağlıdır. Yeteri kadar ışık alamayan bitki suyu yavaş tüketir bu da 2aşırı sulumu2 sorununu doğurur. Her türün ışık gereksinimi farklıdır ve tür özelliklerine göre ayarlanması gerekir.

Hava: Bitkilerin nefes almak için temiz, taze ve “iyi” havaya ihtiyaçları vardır. “iyi” havadan kasıt doğru nem düzeyi ve sıcaklık anlamına gelir. Doğru nem düzeyini ortam nemlendiriciler ile sağlayabilirsiniz. Bitkinizin bulunduğu ortamda sigara içilmemeli ve düzenli olarak havalandırılması gerekmektedir. Aksi taktirde aynı insan ve hayvanlarda olduğu gibi bitkinizin bağışıklığı düşecek ve hastalık kapması kolaylaşacaktır.

Toprak: Elbette bitkilerin tür özelliklerine bağlı olarak farklı toprak gereksinimleri vardır ancak genel olarak drenaja uygun, besin değeri açısından zengin  ve fiziksel olarak köklerin sağlam tutunabileceği topraklara gerek duyarlar.  Saksıda bulunan topraklarda solucan ve böcek gibi canlılar bulunmadığından ev bitkilerinin çoğu havalandırılmamış ve sıkışmış toprakla yaşamak zorunda kalır. Düzenli olarak havalandırılmayan toprakta bitkilerin kökleri çoğu zaman sıkışır ve boğulur. Bu da bitkilerde yaprak sararmalarına ve kayıplara yol açabilir.  Ev bitkilerinizin toprağı düzenli olarak havalandırılmalıdır. Bunu saksılara arada bir çubuklar sokup çıkararak yapabilirsiniz.

*Daha fazla bilgi almak için bitki atölyelerimize katılabilir veya danışmanlık hizmeti için bizimle iletişime geçebilirsiniz.